İçeriğe geç
Yaklaşan Etkinlikler
Ebeveynlik

Çocuğumun Öfkesinin Ardında Ne Var? Davranışın Ötesindeki Duyguyu Anlamak

Çocuğumun Öfkesinin Ardında Ne Var? Davranışın Ötesindeki Duyguyu Anlamak
Bir çocuk marketin ortasında kendini yere atıp bağırdığında, kardeşine vurduğunda, kapıyı çarptığında ya da küçücük bir isteği gerçekleşmedi diye dakikalarca ağladığında yetişkin olarak ilk dikkatimizi çeken şey genellikle davranış olur. “Neden böyle yapıyor?”, “Her istediğini yapıyoruz ama yine de memnun olmuyor”, “Bu kadar öfkelenilecek ne var?” diye düşünürüz. Oysa çocukların davranışlarına biraz daha yakından baktığımızda çoğu zaman gördüğümüz şey, henüz nasıl ifade edeceğini bilmediği bir duygunun dışarı çıkış şeklidir.

Öfke çocuklar için çoğu zaman tek başına bir duygu değildir. Altında hayal kırıklığı, korku, kıskançlık, yetersizlik hissi, özlem, anlaşılmama, yorulma ya da kontrolünü kaybetme duygusu bulunabilir. Çocuk bütün bunları bizim gibi kelimelere dökemez. “Bugün okulda kendimi dışlanmış hissettim, eve geldiğimde de küçük bir şeye tahammül edemedim” diyemez mesela. Eve gelir, ayakkabısını fırlatır. Kardeşi oyuncağına dokununca bağırır. Sofrada sevmediği yemek çıkınca büyük bir tepki verir. Biz de çoğu zaman son davranışa bakarak problemi anlamaya çalışırız.

Gözlemlediğim kadarıyla çocuklarla yaşadığımız pek çok çatışmada yetişkin olarak en sık yaptığımız şey, görünen davranışı hemen düzeltmeye çalışmak oluyor. “Bağırma”, “vuramazsın”, “odana git”, “şimdi kes sesini” diyoruz. Elbette çocuğun davranışlarının sınırları olmalı. Fakat davranışı durdurmak kadar, o davranışı ortaya çıkaran duyguyu anlamak da önemlidir. Çünkü sadece davranışı susturduğumuzda çocuk bazen öfkesini bastırmayı öğrenir; duygusunu anlamayı ve yönetmeyi öğrenmesi ise daha uzun bir süreç ister.

Diyelim ki beş yaşındaki çocuğunuz, kardeşi sizin kucağınıza oturduğunda onu itiyor. İlk bakışta problem kardeşine vurmasıdır. Burada sınırımız nettir: “Kardeşine vuramazsın.” Fakat ardından şu soruyu da sormamız gerekir: “Bu davranışın altında ne var?” Belki çocuk, kardeşinin doğumundan beri sizin sevginizi kaybetmekten korkuyor. Belki “Annem artık onu daha çok seviyor” diye düşünüyor. Çocuk bunu size gelip bu kadar açık anlatamayabilir. Onun dili davranışıdır.

Böyle bir durumda “Kardeşini kıskanman çok ayıp” demek yerine, “Son zamanlarda kardeşinle ilgilendiğimde bana kızdığını fark ediyorum. Bazen benimle daha fazla zaman geçirmek istiyor olabilir misin?” dediğimizde çocuğa çok önemli bir şey öğretiriz: “Yaşadığım duygunun bir adı var ve annem ya da babam bu duyguyu anlayabiliyor.”

Bir başka çocuk düşünelim. Okuldan geldiği anda annesine ters cevap veriyor. Odasına kapanıyor, ödevini yapmak istemiyor ve en küçük uyarıda öfkeleniyor. Anne de doğal olarak, “Bütün gün okuldaydın, eve gelir gelmez neden kavga çıkarıyorsun?” diye düşünüyor. Oysa çocuğun bütün gün kendini kontrol etmiş olması mümkündür. Arkadaşlarıyla yaşadığı bir sorun, öğretmeninden aldığı bir uyarı, sınav kaygısı ya da okulda yaşadığı küçük bir utanç duygusu eve geldiğinde öfke olarak dışarı çıkabilir. Çocuk bazen kendisini en güvende hissettiği yerde biriktirdiği duyguları bırakır.

Bununla ilgili yapılan araştırmalar gösteriyor ki çocukların duygularını tanımayı, adlandırmayı ve düzenlemeyi öğrenmesinde yetişkinlerin verdiği tepkiler önemli bir rol oynuyor. Çocuk bir duyguyla karşılaştığında yanında sakin kalabilen, yaşadığı duyguyu anlamlandırmasına yardımcı olan bir yetişkin gördüğünde zaman içinde kendi duygusunu yönetebilme becerisi de gelişiyor. Bu yüzden öfkeli bir çocuğun karşısında bizim ilk görevimiz her zaman uzun uzun nasihat vermek olmayabilir. Bazen önce çocuğun yeniden sakinleşmesine yardımcı olmak gerekir.

Çocuk öfkenin en yoğun anındayken “Neden yaptın bunu?” diye sorduğunuzda çoğu zaman sağlıklı bir cevap alamazsınız. Çünkü o anda çocuk da ne yaşadığını tam olarak anlayamayabilir. Önce sakinleşmesine fırsat verip daha sonra konuşmak çok daha işe yarar. “Az önce çok kızdığını gördüm. Ne olduğunu birlikte düşünelim mi?” gibi bir cümle çocuğu savunmaya geçirmek yerine düşünmeye davet eder.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta daha var: Çocuğun duygusunu kabul etmek, her davranışını kabul etmek anlamına gelmez. “Çok öfkelenmiş olabilirsin ama bana vuramazsın.” diyebiliriz. “Oyuncağını kardeşin aldığı için kızdığını anlıyorum ama onu itemezsin.” diyebiliriz. Böylece çocuk hem duygusunun görüldüğünü hisseder hem de davranışlarının sınırlarını öğrenir.

Zaman zaman anne babalara şu soruyu sormayı seviyorum: “Çocuğunuz size davranışıyla ne anlatmaya çalışıyor olabilir?” Çünkü bazen çocuk “Ben çok kızgınım” derken aslında “Beni fark et”, “Ben de önemliyim”, “Çok yoruldum”, “Korkuyorum”, “Başaramayacağımdan endişeleniyorum” ya da “Sana ihtiyacım var” demeye çalışıyordur.

Ebeveynlikte her davranışın arkasından uzun psikolojik analizler yapmak gerekmiyor elbette. Fakat çocuğumuza sadece “Ne yaptın?” diye bakmak yerine zaman zaman “Ne yaşıyorsun?” diye bakabilmek ilişkimizi çok değiştirir. Çünkü çocuk büyürken yalnızca davranışlarını kontrol etmeyi öğrenmez; kendisini anlamayı da öğrenir.

Ve belki yıllar sonra hayatının zor bir döneminde “Neden böyle hissediyorum?” diye kendisine sorabildiğinde, bunun ilk tohumları çocukken yanında duran bir yetişkinin şu cümlesinde atılmış olacaktır:

“Şu anda çok öfkelisin. Gel, bu öfkenin bize ne anlatmaya çalıştığını birlikte anlamaya çalışalım.”
Dilek Cesur
Dilek Cesur

Eğitimci · Yazar · Aile Danışmanı · Hakkında

Devamı

Bunlar da ilginizi çekebilir

Tüm yazılar