İçeriğe geç
Yaklaşan Etkinlikler
Ebeveynlik

Çocuğum Beni Neden Dinlemiyor? Bağırmadan İletişim Kurmanın Yolları

Çocuğum Beni Neden Dinlemiyor? Bağırmadan İletişim Kurmanın Yolları
Sabah evden çıkmaya çalıştığınız bir anı düşünün. Bir yandan saate bakıyor, bir yandan çantanızı hazırlıyor, çocuğunuza da ayakkabılarını giymesini söylüyorsunuz. O ise yerdeki oyuncağıyla ilgilenmeye devam ediyor. Bir kez daha sesleniyorsunuz, ardından bir kez daha… Sonunda sesiniz yükseliyor ve çocuğunuz ayağa kalkıyor. Kapıdan çıkarken aklınızda aynı soru dolaşıyor: “Neden güzelce söylediğimde beni dinlemiyor? Her seferinde bağırmak zorunda mı kalacağım?”

Belki bu sahnenin ardından kendinize de kızıyorsunuz. Güne böyle başlamak istememiştiniz; çocuğunuzla vedalaşırken içinizde bir kırgınlık kalsın istememiştiniz. İşte böyle zamanlarda, “Bu çocuk beni hiç dinlemiyor” düşüncesinin yanına başka bir soru koymayı deneyebiliriz: “Acaba söylediğimi yapmasını zorlaştıran ne var?” Bu soruyla birlikte, aramızda yaşananlara biraz daha yakından bakma fırsatı buluruz.

Bizi duymasıyla söylediğimizi yapması arasındaki farkı anlayalım

Çocukların kendilerinden isteneni yerine getirebilmesi için önce dikkatlerini bize yöneltmeleri, ardından ne beklediğimizi anlamaları ve bunu yapabilecek durumda olmaları gerekir. Özellikle küçük çocuklarda peş peşe verilen yönergeleri hatırlamak zor olabilir. Biz “Oyuncaklarını topla, ellerini yıka, terliklerini giy ve sofraya gel” derken, çocuğumuz bu isteklerin yalnızca bir kısmını aklında tutmuş olabilir. Böyle durumlarda her seferinde tek bir adımı söylemek, ona daha anlaşılır bir yol sunar. 

Üstelik çocuğumuzun o andaki hâli de önemlidir. Uykusu gelmiş, acıkmış ya da yorulmuş bir çocuğun günlük beklentilere uyum sağlaması zorlaşabilir. Bu nedenle davranışını değerlendirirken günün hangi saatinde zorlandığına, öncesinde neler yaşandığına ve bizden beklenen davranışın yaşına uygun olup olmadığına da bakalım. Bazen çözüm, aynı cümleyi yeniden söylemekten önce çocuğun ihtiyacını fark etmekle başlar. 

Sesimizi yükseltmeden önce sözümüzü anlaşılır hâle getirelim

Başka bir odadan seslenirken çocuğumuzun bizi dinlemeye hazır olduğunu varsayabiliriz. Oysa yanına yaklaşmak, adını söylemek ve dikkatini bize yöneltmesi için kısa bir süre beklemek iletişime daha iyi bir başlangıç sağlar. Küçük bir çocuğun hizasına eğilerek konuşabilir, göz teması kurması için zorlamadan bizi fark etmesine yardımcı olabiliriz. Ardından ne istediğimizi sakin ve açık bir cümleyle söyleyebiliriz. 

Örneğin “Artık düzgün davran” cümlesini düşünelim. Bizim zihnimizde oldukça açık görünen bu beklenti, çocuğun zihninde pek çok anlama gelebilir. Bunun yerine “Kitabın sayfalarını yavaşça çevirelim” ya da “Kalemleri kutusuna koymanı istiyorum” dediğimizde yapılacak davranışı görünür hâle getiririz. Özellikle küçük çocuklar için somut, kısa ve uygulanabilir istekler, uzun açıklamalardan daha kolay takip edilebilir. 

Burada kendi tekrarlarımızı da fark etmek gerekir. Bir isteği defalarca söyleyip ancak sesimiz yükseldiğinde harekete geçiyorsak çocuk, önceki uyarılardan sonra bekleyebileceğini öğrenebilir. Bu döngüyü değiştirmek için isteğimizi sakin biçimde iletmek, yapması için fırsat vermek ve ardından söylediğimizin takipçisi olmak önem taşır. Sözümüzün ağırlığını sesimizin yüksekliğinden çok, davranışımızdaki tutarlılıkla destekleyebiliriz. 

Çocuğumuzun duygusunu kabul ederken sınırı koruyabiliriz

Anne babaların aklına sık gelen bir soru vardır: “Onu anladığımı söyledim, sakince konuştum, yine de istediğimi yapmadı. Şimdi ne olacak?” Burada kendimize şunu hatırlatabiliriz: Çocuğumuzun bir sınırı anlaması, o sınırdan hoşlanacağı anlamına gelmez. Üzülebilir, itiraz edebilir, istediğinin gerçekleşmesi için yeniden deneyebilir. Biz onun duygusuna yer açarken koyduğumuz makul sınırı da koruyabiliriz. 

Örneğin önceden belirlediğiniz ekran süresi sona erdiğinde, “Biraz daha izlemek istediğini görüyorum. Bugünkü ekran süremiz bitti, şimdi kapatıyoruz. Sonrasında resim yapmayı mı, kitabına bakmayı mı seçersin?” diyebilirsiniz. Çocuğunuzun hayal kırıklığına hemen son vermeye çalışmadan yanında kalabilir, ekranı kapatma kararınızı sürdürebilirsiniz. Buradaki yaklaşım, duygusunu ifade etmesine alan açarken davranışa ilişkin beklentiyi açık tutmaktır. Sakinlik ve kararlılık aynı cümlede buluşabilir. 

Çocuğunuz büyüdükçe kuralları oluştururken onun görüşünü almak da önem kazanır. Ödev, ekran kullanımı ya da evdeki sorumluluklar üzerine sakin bir zamanda konuşabilir, beklentileri birlikte netleştirebilirsiniz. Böylece ona, kendi hayatıyla ilgili konuşmalara katılabileceği bir alan açarsınız. 

İletişimimiz yalnızca uyarılardan oluşmasın

Bir gün boyunca çocuğunuza söylediğiniz cümleleri düşünün. Aralarında kaç kez merak var, kaç kez takdir, kaç kez yalnızca birlikte olmanın keyfi? Günlük telaş içinde konuşmalarımızın önemli bir kısmı yapılacak işlere dönüşebilir. Oysa çocuğun anlattığı bir olayı sözünü kesmeden dinlemek, oyununa kısa bir süre katılmak ve duygusunu anlamaya çalışmak, aramızdaki bağı besleyen fırsatlardır. 

Onun çabasını da görünür kılalım. Çantasını hazırladığında yalnızca eksik bıraktığı defteri göstermek yerine, “Çantanı hazırlamaya başladığını gördüm, sorumluluğunu hatırlamana sevindim” diyebiliriz. Olumlu davranışı somut biçimde fark etmek, çocuğun hangi davranışının değer gördüğünü anlamasına yardımcı olur. Elbette birlikte geçirdiğimiz güzel zamanları da söz dinlemenin karşılığında verilen bir ödüle dönüştürmeden, ilişkimizin doğal bir parçası olarak koruyalım. 

Sesiniz yükseldiyse yeniden başlayabilirsiniz

Bütün bunları bilmek, her zaman kolayca uygulayabileceğimiz anlamına gelmez. Anne babalığın içinde yorgunluk, yetişememe hissi ve desteğe ihtiyaç duyduğumuz günler de vardır. Sesinizin yükselmeye başladığını fark ettiğinizde, çocuğunuzun yanında kısa bir duraklama yapmak, birkaç sakin nefes almak ve “Şu an çok gerildim, biraz sakinleşip konuşacağım” demek kendinizi toparlamanıza yardımcı olabilir. Kendi dinlenme ihtiyacınızı da önemseyin. 

Bağırdıysanız, sakinleştikten sonra sorumluluğunuzu alarak yeniden konuşabilirsiniz: “Az önce sana bağırdım, bunun için özür dilerim. Kızgınlığımı daha sakin anlatmam gerekiyordu. Şimdi ne yapmamız gerektiğini birlikte konuşalım.” Özrünüze “Ama sen de beni çok kızdırdın” cümlesini eklemeden, bir sonraki sefer nasıl davranacağınızı anlatabilirsiniz. Böylece çocuğunuza, hata yaptıktan sonra ilişkiyi onarmanın ve kendi davranışının sorumluluğunu almanın bir örneğini sunarsınız. 

Bugün bütün alışkanlıklarınızı bir anda değiştirmeye çalışmak yerine tek bir yerden başlayabilirsiniz: Bir sonraki isteğinizi uzaktan seslenerek söylemek yerine çocuğunuzun yanına gidin ve ne beklediğinizi açıkça anlatın. Anne babalıkta kendimize şu hedefi koyabiliriz: Çocuğumuza sorumluluklarını öğretirken, zorlandığı anlarda da bizimle konuşabileceği bir ilişki kurmak. “Beni dinlemeni istiyorum” derken, davranışlarımızla “Ben de seni dinlemeye hazırım” diyebilmek.
Dilek Cesur
Dilek Cesur

Eğitimci · Yazar · Aile Danışmanı · Hakkında

Devamı

Bunlar da ilginizi çekebilir

Tüm yazılar